Vâkıa Suresi Anlamı (Türkçe Meali)
Diyanet İşleri ve Elmalılı Hamdi Yazır mealleri karşılaştırmalı
Vâkıa Suresi'nin Türkçe anlamını iki güvenilir mealden karşılaştırmalı olarak sunuyoruz: ayetin ilk çevirisi Diyanet İşleri Başkanlığı meali, ikincisi Elmalılı Muhammed Hamdi Yazır mealidir. Arapça metin ve okunuş için okunuş sayfasına bakınız.
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
Elmalılı: Olacak vak'a olduğu zaman
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
Elmalılı: Onun oluşunu yalanlayacak kimse yoktur.
Kıyamet koptuğunda kimini alçaltacak ve kimini yükseltecek olan o hadisenin yalan olmadığı ortaya çıkacaktır.
Elmalılı: O, alçaltıcıdır, yükselticidir.
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Elmalılı: Yer şiddetle sarsıldığı
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Elmalılı: Dağlar serpildikçe serpildiği
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Elmalılı: Dağılıp toz duman haline geldiği
Ey insanlar! Yer sarsıldıkça sarsıldığı, dağlar ufalandıkça ufalanıp da toz duman haline geldiği zaman, siz de üç sınıf olursunuz.
Elmalılı: Ve sizler üç sınıf olduğunuz zaman
İyi işler işlediklerini belirtmek için, amel defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
Elmalılı: Sağın adamları (var ya) ne mutludurlar onlar!
Kötülük işlediklerini belirtmek üzere, amel defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
Elmalılı: Solun adamları ise ne uğursuzdurlar onlar!
İyilik işlemekte önde olanlar, karşılıklarını almakta da önde olanlardır.
Elmalılı: Önde olanlar (var ya), onlar öncüdürler.
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
Elmalılı: İşte o yaklaştırılanlar,
Naim cennetlerinde Allah'a en çok yaklaştırılmış olanlar işte bunlardır.
Elmalılı: Nimet cennetlerindedirler.
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Elmalılı: Çoğu önceki ümmetlerden,
Onların büyük kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Elmalılı: Birazı da sonrakilerden.
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
Elmalılı: (Onlar) cevherlerle işlenmiş tahtlar üzerindedirler.
Mücevheratla işlenmiş tahtlara karşılıklı olarak yaslanırlar.
Elmalılı: Karşılıklı olarak onların üzerinde yaslanırlar.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Elmalılı: Çevrelerinde, ölümsüzlüğe ulaşmış gençler dolaşırlar.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Elmalılı: Kaynağından doldurulmuş, testiler, ibrikler ve kadehlerle.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Elmalılı: Ondan ne başları ağrıtılır, ne de akılları giderilir.
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Elmalılı: Beğendikleri meyvalar,
Ölümsüz gençler yanlarında, baş ağrısı ve dönmesi vermeyen bembeyaz bir kaynaktan doldurulmuş kaseler, ibrikler, kadehler; seçecekleri meyveler, arzulayacakları kuş eti ile dolaşırlar.
Elmalılı: Canlarının çektiği kuş etleri,
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Elmalılı: İri gözlü hûriler,
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Elmalılı: Saklı inciler gibi,
İşlediklerine karşılık olarak, sedefteki inciler gibi ceylan gözlüler vardır. Orada boş ve günaha sokacak bir söz duymazlar.
Elmalılı: Yaptıklarına karşılık olarak verilir.
Sadece selama karşılık selam sözü işitirler.
Elmalılı: Orada boş bir söz ve günaha sokan bir laf işitmezler.
Defterleri sağdan verilenler; ne mutlu o sağcılara!
Elmalılı: Duydukları söz, yalnız "selam", "selam" dır.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Elmalılı: Sağın adamları, nedir o sağın adamları!
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Elmalılı: Dalbastı kirazlar,
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Elmalılı: Meyva dizili muzlar,
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Elmalılı: Uzamış gölgeler,
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Elmalılı: Fışkıran sular.
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Elmalılı: Pek çok meyva arasında,
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Elmalılı: Tükenmeyen ve yasaklanmayan
Onlar dikensiz sedir ağaçları, salkımları sarkmış muz ağaçları, uzamış gölge altında, çağlayarak akan sular kenarlarında; bitip tükenmeyen ve yasak da edilmeyen bol meyveler arasında; yüksek döşekler üzerindedirler.
Elmalılı: Ve yükseltilmiş döşekler üstündedirler.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Elmalılı: Biz kadınları yeniden inşa ettik (yarattık).
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Elmalılı: Onları bâkireler yaptık.
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Elmalılı: Hep yaşıt sevgililer,
Biz ceylan gözlüleri, defterleri sağdan verilenler için yeniden yaratmışızdır; onları bakire, eşlerine düşkün ve hepsini bir yaşta kılmışızdır.
Elmalılı: Sağın adamları içindir.
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Elmalılı: Bir çoğu öncekilerdendir.
Bunların bir kısmı eski ümmetlerden, bir kısmı da sonrakilerdendir.
Elmalılı: Bir çoğu da sonrakilerdendir.
Defterleri soldan verilenler; ne yazık o solculara!
Elmalılı: Solun adamları, nedir o solcular!
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Elmalılı: İçlerine işleyen bir ateş ve kaynar şu içinde,
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Elmalılı: Kapkara dumandan bir gölge altındadırlar.
İnsanın içine işleyen bir sıcaklık ve kaynar su içinde, serinliği ve hoşluğu olmayan kara bir dumanın gölgesinde bulunurlar.
Elmalılı: Ki ne serindir, ne de faydalı.
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
Elmalılı: Çünkü onlar bundan önce varlık içinde sefâhete dalmışlardı.
Çünkü onlar, bundan önce, dünyada, nimet içinde bulunurlar iken, büyük günah işlemekte direnir dururlardı.
Elmalılı: Büyük günahı işlemekte ısrar ediyorlardı.
Şöyle söylerlerdi: "Öldüğümüzde, toprak ve kemik yığını olduğumuzda mı, biz mi tekrar dirileceğiz?"
Elmalılı: Ve diyorlardı ki: "Biz ölüp, toprak ve kemik yığını olduktan sonra, biz mi bir daha diriltileceğiz?"
"Önce gelip geçmiş babalarımız da mı?"
Elmalılı: "Önceki atalarımızda mı?"
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
Elmalılı: De ki: "Öncekiler ve sonrakiler"
De ki: "Şüphesiz öncekiler de, sonrakiler de belli bir günün belirli bir vaktinde toplanacaklardır."
Elmalılı: "Belli bir günün belli vaktinde mutlaka toplanacaklardır."
Sonra, siz ey sapıklar, yalanlayanlar!
Elmalılı: Sonra siz, ey sapık yalanlayıcılar!
Doğrusu bir zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Elmalılı: Elbette bir ağaçtan, zakkum ağacından yiyeceksiniz.
Karınlarınızı onunla dolduracaksınız;
Elmalılı: Karınlarınızı hep onunla dolduracaksınız.
Onun üzerine kaynar su içeceksiniz;
Elmalılı: Üstüne de kaynar su içeceksiniz.
Hem de susamış develerin suya saldırışı gibi içeceksiniz;
Elmalılı: Susuzluk illetine tutulmuş develerin içişi gibi içeceksiniz.
İşte onlara, ceza günü sunulacak konukluk budur.
Elmalılı: İşte ceza gününde onlara sunulacak ziyafet budur.
Sizi yaratan Biziz; hala tasdik etmez misiniz?
Elmalılı: Biz sizi yarattık; tasdik etmeniz gerekmez mi?
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
Elmalılı: Attığınız meniyi gördünüz mü?
Söyleyin; akıttığınız meniden insanı yaratan siz misiniz, yoksa Biz mi yaratmaktayız?
Elmalılı: Onu siz mi yaratıyorsunuz yoksa yaratan biz miyiz?
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
Elmalılı: Aranızda ölümü takdir eden biziz ve bizim önümüze geçilmez.
Ölümü aranızda Biz tayin ettik; sizi ortadan kaldırıp benzerlerinizi yerinize getirmeyi, sizi bilmediğiniz şekilde var etmeyi dilesek kimse önümüze geçemez.
Elmalılı: Böylece sizin yerinize benzerlerinizi getirelim ve sizi bilmediğiniz bir yaratılışta tekrar var edelim diye (böyle yapıyoruz).
And olsun ki, ilk yaratmayı bilirsiniz, yine de düşünmez misiniz?
Elmalılı: Andolsun, ilk yaratılışı bildiniz. Düşünüp ibret almanız gerekmez mi?
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
Elmalılı: Ektiğinizi gördünüz mü?
Söyleyin, ektiklerinizi yerden bitirenler sizler misiniz, yoksa Biz mi bitiriyoruz?
Elmalılı: Onu siz mi bitiriyorsunuz, yoksa bitiren biz miyiz?
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
Elmalılı: Dileseydik, onu kuru bir çöp yapardık. Hayret eder dururdunuz.
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
Elmalılı: "Doğrusu borç altına girdik."
Dilersek Biz onu çerçöp yaparız, şaşar kalırsınız; "Doğrusu borç altına girdik, hatta yoksun kaldık".
Elmalılı: "Doğrusu, biz yoksul bırakıldık" (derdiniz).
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
Elmalılı: İçtiğiniz suya baktınız mı?
Söyleyin; içtiğiniz suyu buluttan indirenler sizler misiniz yoksa onu Biz mi indiririz?
Elmalılı: Buluttan onu siz mi indirdiniz, yoksa indiren biz miyiz?
Dileseydik onu acılaştırırdık; hala şükretmez misiniz?
Elmalılı: Dileseydik onu tuzlu yapardık. O halde şükretseniz ya!
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
Elmalılı: Yaktığınız ateşi gördünüz mü?
Söyleyin; yaktığınız ateşin ağacını var eden sizler misiniz, yoksa onu Biz mi var ederiz?
Elmalılı: Onun ağacını siz mi yarattınız, yoksa yaratan biz miyiz?
Biz onu bir ibret ve çölde konaklayanlar için yararlı kıldık.
Elmalılı: Biz onu bir ibret ve çölden gelip geçenlere bir fayda yaptık.
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
Elmalılı: Öyleyse büyük Rabbinin adını yücelt.
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
Elmalılı: Hayır, yıldızların yerlerine yemin ederim.
Hayır; yıldızların yerleri üzerine yemin ederim; ki bunun ne büyük yemin olduğunu bir bilseniz!
Elmalılı: Bilirseniz bu büyük bir yemindir.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Elmalılı: O, elbette şerefli bir Kur'ân'dır.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Elmalılı: Korunmuş bir kitaptadır.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Elmalılı: Ona temizlenenlerden başkası el süremez.
Doğrusu bu Kitap, sadece arınmış olanların dokunabileceği, saklı bir Kitap'da mevcutken Alemlerin Rabbi tarafından indirilmiş olan Kuranı Kerim'dir.
Elmalılı: (O), âlemlerin Rabbinden indirilmiştir.
Siz bu sözü mü hor görüyorsunuz?
Elmalılı: Şimdi siz bu sözü mü küçümsüyorsunuz?
Rızkınıza şükredeceğiniz yere onu vereni mi yalanlıyorsunuz?
Elmalılı: Rızkınızı, yalanlamanızdan ibaret mi kılıyorsunuz?
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Elmalılı: Can boğaza dayandığı zaman
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Elmalılı: Ki o zaman siz (ölmek üzere olana) bakar durursunuz.
Kişinin canı boğaza dayanınca ve siz o zaman bakıp kalırken, Biz o kişiye sizden daha yakınızdır, ama görmezsiniz.
Elmalılı: Biz ona sizden daha yakınız, fakat siz görmezsiniz.
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
Elmalılı: Eğer cezalandırılmayacak iseniz,
Siz dirilip yaptıklarınıza karşılık görmeyecekseniz ve eğer bu sözünüzde samimi iseniz, o çıkmak üzere olan canı geri çevirsenize!
Elmalılı: Onu geri çevirsenize; şayet iddianızda doğru iseniz.
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
Elmalılı: Fakat ölen kişiye gelince, eğer o rahmete yaklaştırılanlardan ise,
Eğer ölen o kişi, gözdelerden ise, rahatlık, hoşluk ve nimet cenneti onundur.
Elmalılı: Ona rahatlık, güzel rızık ve Naîm cenneti vardır.
Eğer defteri sağdan verilenlerden ise,
Elmalılı: Eğer O, sağın adamlarından ise,
"Ey sağcılardan olan kişi, sana selam olsun!" denir.
Elmalılı: "(Ey sağcı), sana sağcılardan selam!"
Eğer, sapık yalancılardan ise,
Elmalılı: Ama yalanlayıcı sapıklardan ise;
Ona kaynar sudan konukluk sunulur.
Elmalılı: İşte ona da kaynar sudan bir ziyafet vardır.
Cehenneme sokulur.
Elmalılı: Ve cehenneme atılma vardır.
Doğrusu kesin gerçek budur.
Elmalılı: Kesin gerçek budur işte.
Öyleyse çok büyük Rabbinin adını tesbih et.
Elmalılı: Öyle ise Rabbini o büyük ismiyle tesbih et.